Şeyh El-Albânî rahimehullah

Muhaddis Şeyh el-Elbani -rahimehullah-

1- Şeyh el-Elbani, “El-Avasim mimma fi kutubi Seyyid Kutub mine’l-Kavasim” adlı kitabın sonuna şu dipnotları düşmüştür:“Seyyit Kutub’a verdiğim tüm reddiyeler hak ve doğrudur. Bu reddiyelerini okuyan ve az da olsa İslam kültürüne sahip olan okuyucu, Seyyit Kutup’un İslam dininin usul ve ferini bilmediğini anlar.
Kardeşim (Rabi) bu kişinin İslam dini hakkında ki cehaletini ve inhirafını ortaya koymandan dolayı Allah Teala senin en güzel bir sekilde karşılığını versin.”

2- Şeyh bir kişiyle tartışırken konuya girerek Şöyle diyor: “Ben bir keresinde Seyyit Kutup’la alakalı olarak konuşmustum. Sen Abdullah Azzam’ı tanır mısın?
Adam: Evet tanırım.
Şeyh: Allah hayrını versin. Abdullah Azzam burada Müslüman kardeşler cemaatindendi. Kısa zaman önce yaklaşık yedi, sekiz sene kadar oluyor,Müslüman kardeşler el-Elbani’yi, derslerini ve onun davetiyle ilgili her şeyi boykot etme kararı aldılar. Abdullah Azzam Müslüman kardeşler içinde el-Elbani’nin tüm derslerine gelen ve bu dersleri hiç kaçırmayan tek kişiydi. Elinde küçük bir defter ve kalemle dersi dinler ve notlar alırdı. Bu şahsı biz gerçekten sevmiştik. Ancak o, el-Elbani’nin boykot edilme kakarı çıkınca, derslerimize katılmaz oldu. Bir defasında namazdan çıkarken, onunla Şuheyb camisinde karşılaştım. Selam verdim ve doğal olarak oda selamı mı aldı ama utangaç bir tavırdaydı. Çünkü alınan karara muhalefet edemezdi.

Ben ona, “bu tavır ne böyle, İslam size bunu mu emrediyor dedim?” Oda bana,
“bu yaz bulutudur, yakında açılır” diye yanıt verdi. Günler sonra evime ziyaretime gelmiş ne var ki beni evde bulamamış. Daha sonra, benim nerde olduğumu soruşturarak, damadımın evinde olduğumu öğrenmiş. O vakitler damadımın evi, şehir merkezindeydi. Bir gün gelip, kapıyı çaldı ve içeri girdi. Ona “hoş geldin” dedik. Bana, sizin evinize geldim, ama evde kimse yoktu. Bildiğiniz üzere ben sizin ilminizden faydalanma konusunda çok azimliyim” dedi ve benzeri cümleler kurdu. Bende ona, “evet bende öyle biliyordum ancak bu alınan boykot kararı da neyin nesidir dedim?” O da bana, “çünkü sen Seyyit kutup’u tekfir etmişsin” dedi.

– İşte olayın şahit/ilgili bölümü burası -.
Ben de ona, “sen ne diyorsun? Ben mi tekfir etmişim Seyit Kutup’u” dedim?” O da, “sen, Seyyit Kutup, Hadid suresinde ve zannedersem “Kul huvallahu ehad” suresinde vahdetulvucud akidesini ispat ediyor demişsin” diye bana yanıt verdi. Ben ona, “evet tasavvufçuların sözünü nakletmiş ve onun bu sözünden vahdetulvucud sözünü söylediğinden baska bir şey anlaşılmamakta. Ancak sen derslerime gelen birisi olarak bizleri en iyi tanıyanlardan birisisin. Bizim bir kuralımız var, Bizler insanları küfre düşseler bile ancak hüccet ikame ettikten sonra tekfir ederiz.
Ben yanı dibinizdeyken, böyle bir boykot kararını nasıl alırsınız. Bir kişi gönderip, neden Seyit Kutup’u tekfir ettiğimin doğruluğunu araştırmıyorsun?” O gün damadım Nizam’ın evine geldiğinde yanında Ali es-Sitri de vardı. Ona “Seyyit Kutup şu surede şöyle şöyle diyor….” dedim. O da kalkıp, “Seyyit Kutup’un kitaplarının baska bir yerinde Allah’a, rasulüne ve tevhide iman ettiğini bize gösterdi …” Ona şöyle dedik:
“Bak kardeşim onun söylediği doğrular hakkında biz bir şey demedik. Bizim karşı çıktığımız sey onun kaleme aldığı yanlış söylemleri, ortaya koyduğu batıllarıdır”. Tüm bu açıklamalarımıza rağmen, adı geçen bu şahıs, Müçtema adlı dergide, “Şeyh el-Elbani, Seyyit Kutup’u tekfir ediyor” başlıklı birkaç makale daha yayınladı. Olay gerçekten çok uzun.
Bizi ilgilendiren tarafı ise, bizler ona meramımızı anlatıyor ne demek istediğimizi söylüyoruz, o kalkıp arkamızdan “el-Elbani Seyyit Kutup’u tekfir ediyor” diyor. Bu adam aynı, “Şeyh el-Elbani Seyyit Kutup’u falanca yerde övdü” diyen kimse gibidir. Bu insanlar heva sahibi kişilerdir. Elimizden, onlar için Allah’a dua etmekten başka bir şey gelmemektedir.

[İnsanları, imana gelsinler diye sen mi zorlayacaksın]” Yunus/99 3