Necef’ül-Eşref nedir ?

Allâme Takiyyüddin el-Hilâli رحمه الله şöyle demiştir:

Bu Ali رضي الله عنه ‘ın Necef’te medfun iddia eden rafizilere ait bir ıstılahtır/terimdir. Necef Irak’ta bir şehirdir. Doğru olan ise Ali’nin kabrinin nerede olduğunun bilinmemesidir, aynı şekilde oğlu Hüseyin’in de (Allah ikisinden de razı olsun) kabrinin nerede olduğu belli değildir.

Hüseyin aleyhisselama ait olduğu iddia edilen Kerbela’da bir mezar ortaya çıkarmışlar ve Ali aleyhisselamın kabri üzerine altın kaplamalı bir kubbe bina etmişlerdir. Hüseyin aleyhisselamın kabri üzerine de aynı şekilde altın kaplamalı bir kubbe bina edildi. O iki kabir hakkında iddia edilenler yalandır. Çünkü Hüseyin kendisi ve Yezid b. Muaviye arasında meydana gelen savaşta şehid edilmiş ve katledilmesinden sonra başı kesilerek Şam’daki Yezid b. Muaviye’ye götürülmüştür. Bundan sonra ona ne olduğunu ise kimse bilmemektedir. Bu meseleden dolayı Kahire’de mezarının olduğunu iddia ettikleri Hüseyin’in başının konulduğu mezarın üzerindeki kubbenin de asılsız bir söylenti olduğunu bilirsin.

Humeyni’nin taifesi olan On iki imamcı şianın acayipliklerinden biri de: Onlar Kerbela toprağının mukaddes olduğuna ve bu inancı paylaşan her Şiinin yanına bu topraktan küçük bir parça alıp, namaz kılmak istediğinde secde yerine koyup, üzerine alnını koyması için yanında taşıması gerektiğine inanmaktadır.

Bunu  iddialarına göre şöyle açıklamaktadırlar:

Hüseyin aleyhisselamın Kerbela toprağında öldürüldüğünde Kerbela toprağın mukaddes, onun dışındakiler/tüm yeryüzü [Mekke ve Medine’de dahil] necis olmuştur.

Bu iddia ise akıldan ve dinden yoksundur.

Din yönünden:  Allahu Teâlâ’ya iftiradır!

Akıl yönünden ise: Eğer din meseleleri Kur’an, Sünnet ve ümmetin icmasından bir delil olmadan akıl ile olsaydı bunun tam aksi olurdu. Yani Kerbela toprağı necis olmuş olurdu. Çünkü Hüseyin aleyhisselamın kanı o toprak üzerinde dökülmüş ve ailesi de o toprak üzerinde katledilmiştir.

Hüseyin aleyhisselam Cennet gençlerinin efendisidir ve faziletleri saymakla bitmez. Bu gördüğüm on iki imamcı Şianın genelinin üzerine oldukları hâldır ve Şiadan hiç kimse bunu inkâr etmemektedir.

Doğru olan ise toprak üzerinde işlenen günahdan etkilenmez. Peygamberimiz şöyle demiştir: Yeryüzü bize mescid kılındı ve su bulamadığımızda yeri temizleyici kılınmıştır Müslim rivayet etmiştir.

İmam  Ahmed’in rivayetinde ise ” toprağı temizleyici kılınmıştır.” lafzı gelmiştir.

Yani özür sahipleri üzerinde teyemmüm ederler ve temizlik gerçekleşir. Bunda toprak dışında, taşlar ve madenler gibi başka bir şey ile teyemmümü mübah kılanlara redd vardır.
“Humeyni’nin şia ve teşeyyü’den yana duruşu” kitabına haşiyeler, sayfa 15.