MİRAÇ KANDİLİNİN KUTLANMASI HÜKMÜ

MİRAÇ KANDİLİNİN KUTLANMASI HÜKMÜ
(Şeyhü’l Allame AbdulAziz b. Baz رحمه الله)
Allah’a Hamdı Sena; Rasûlüne, Āline ve Ashabına Salatu Selam olsun. Bundan sonra: İsra ve Miraç’ın; Rasûlü Muhammed ﷺ in doğruluğuna ve onun Allah huzurundaki yüksek derecesine işaret eden Allah’ın yüce ayetlerinden olduğu konusunda herhangi bir şüphe yoktur. Ve aynı zamanda Allah’ın mükemmel kudretine ve yarattıklarının üzerindeki yüceliğinin işaretlerindendir. Nitekim Allah Subhanehu Ve Teala şöyle buyurmuştur:  “Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla İşitendir, hakkıyla Görendir.” İsrâ Sûresi, 1.
Ve Rasûlüllah ﷺin göğe yükseltilmesi ve kendisine göklerin kapıları açıldığı, böylece Rabbı onunla istediği şeyleri konuştuğu, ona beş vakit namazı farz kıldığı, Allah’ın (namazı) önce elli vakit olarak farz kıldığı ve beş vakite indirene kadar Nebi ﷺ in devamlı Allah’a dönmesi ve hafifletilmesini istediği (bizlere) mütevatir derecesinde ulaşmıştır. Böylece farz namazları vakit olarak beş ve sevap bakımından ellidir, çünkü her hasenenin (iyiliğinin) karşılığı on misli sevaptır. Bütün nimetlerinden ötürü her türlü Hamd ve minnet Allah’a mahsustur.
İsra ve Mirac’ın hangi gecede gerçekleştiği sahih hadislerde belirtilmemiştir. Yine ne Recep ne de başka ay (sahih hadislerde belirlenmemiştir.)  Hadis ilim adamlarına göre; İsra ve Miraç hakkında varid olan hadislerin hiç biri Nebi ﷺ den rivayet edildiği sabit değildir. Ve İsra ve Mirac’ın hangi gecede gerçekleştiği ve insanların unutturulmasında Allah’ın sonsuz Hikmeti vardır. Sahih hadislerde belirlendiği sabit olmuş olsa bile yine de Müslümanlara (Miraç Kandilini) herhangi bir ibadetle özelleştirmeleri caiz olmazdı. Çünkü Nebi ﷺ ve Ashabı, Radıyallahu Anhum bu geceyi kutlamamışlardır. Ne de bu gecelere özel ibadetler eda etmişlerdir. Mirac’ı kutlamak meşru olsaydı Rasûlullah ﷺ bunu söz veya fiille ümmetine açıklamış olurdu. Bu kutlamadan herhangi bir şey vuku bulmuş olsaydı, kesinlikle bilinir ve tanınırdı ve Ashab Radıyallahu Anhum bize (bu bilgileri) aktarırdı. Zira Ashab Nebileri ﷺ den ümmetin ihtiyacı olduğu her şeyi aktarmışlar. Din konusunda hiç bir şeyi ihmal etmemişlerdir. Bilakis onlar bütün hayırlı işlerde öne geçenlerdir. Eğer bu gecenin kutlanılması meşru bir amel olsaydı ilk olarak Ashab bunu yapardı. Ve Nebi ﷺ insanlara en çok nasihat eden insandır. Ve peygamberler en mükemmel şekilde tebliğ (görevlerini) ve emaneti yerine getirmişlerdir. Eğer bu gecenin yüceltilmesi ve kutlanması Allah’ın dininde yeri olsaydı, kesinlikle Nebi ﷺ bundan habersiz olmazdı, ne de onu gizlerdi. Böyle bir durum da sözkonusu olmadığı için (Nebi ﷺ in o geceyi yüceltip kutlamadığı için) o gecenin yüceltilmesi ve kutlanmasının İslam’da bir yeri olmadığı anlaşılmıştır. Allah bu ümmet için dinini kemale erdirmiş ve nimetini tamamlamış ve dinde Allah’ın izin vermediği şeyleri teşri edenleri kınamıştır. Nitekim Allah Teala apaçık Kitabında, Mâide Sûresi şöyle buyurmuştur:
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” Mâide Sûresi, 3.
Ve Şûrâ Sûresinde Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Yoksa, Allah’ın izin vermediği bir dini kendilerine tutulacak yol kılan ortakları mı var? Eğer (cezaların ertelenmesine dair) kesin hükmü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zâlimler için elem dolu bir azap vardır.” Ve bid’atın büyük tehlikesine ümmetin dikkatini çekerek ve bid’atın işlenmesinden ümmetini nefret ettirerek Nebi ﷺ den sahih hadislerde bid’attan sakındırma ve sarih olarak bid’atın dalalet olduğu sabit olmuştur.
Bu rivayetlerin arasında yer alan Sahiheyn’de Aişe Radıyallahu Anha’dan Nebi ﷺ in şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Kim bizim bu işimizde ona ait olmayan bir şeyi ihdas ederse, o şey reddolunmuştur.” Ve Müslim’in rivayetinde: “Kim bizim emretmediğimiz bir amel işlerse o (amel) reddolunmuştur.” Ve Sahihi Müslim’de Cabir Radıyallahu Anhu’dan şöyle rivayet olunmuştur: “Bundan sonra: Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabı, yolların en hayırlısı Muhammed ﷺ in yoludur. İşlerin en şerlisi muhdes olanlardır. (Muhdes: Dinden olmayan şeyin din adına çıkarılmasıdır) Dine sonradan sokulan her şey bid’attır, her bid’at dalalettir” İmam Nesa’i senedi ceyyid olan şu ziyadede bulunmuştur: “ve her dalalet ateştedir.”
Sünen’de İrbad b. Sariye’den kendisinin şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Rasûlullah ﷺ bize beliğ (çok tesirli) bir öğüt verdi. Bu öğütten dolayı kalpler ürperdi, gözler yaşardı. Bizler: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan birinin öğüdüne benziyor, bize tavsiyede bulun,’ dedik. Bunun üzerine: ‘Size, takvayı ve başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-yi Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır. Ona sımsıkı tutununuz ve azı dişlerinizle sarılınız. Muhdesattan (sonradan ortaya çıkarılmış şeylerden) kaçınınız. Zira her muhdes bid’attır ve her bid’at dalâlettir (sapıklıktır).’” Ve bu manadaki hadisler pek çoktur. Bid’atlardan sakındırma ve korkutma Ashabtan ve ardından gelen Salih Seleften sabit olmuştur. Bu (bid’atlardan sakındırma ve korkutma) ise ancak bid’atların dinde ziyadelere ve Allah’ın izin vermediği bir teşri’ye sebep olduğu için ve Yahudi ve Hristiyanlar olmak üzere Allah’ın düşmanlarının dinde yeniliklerde bulunmaları ve Allah’ın izin vermediği, dinde bid’atlar ortaya çıkarmaları hususunda onlara benzemeye çalışma mahiyetinde olduğu için yapılmaktdır. Ve hakeza bunların hepsinin İslam Dinini aşağılama ve eksiklikle suçlamayı gerektirdiği için ve ne kadar büyük bozgunluğa ve çirkin münkere sebep olduğu ve Allah’ın “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim” sözüyle çatıştığı ve Rasulullah ﷺ in bid’atlardan sakındıran ve nefret ettiren hadisleriyle çeliştiği için (Ashab ve Salih Selef bid’atlardan sakındırmış ve korkutmuştur.) Ve umarım ki hakkı arayan için bu bid’atın kınanmasında dile getirdiğimiz deliller yeterli ve ikna edici olmuştur. Bid’attan kastettiğim şudur: Miraç Kandilinin (İsra ve Miraç gecesinin) kutlanılması, ondan sakındırılması, onun İslam Dininde kesinlikle hiç bir yeri olmamasıdır. Ve Allah Müslümanlara yönelik nushu (bütün samimiyetle nasihatta bulunmayı), dinde teşri ettiği şeylerin ve ilmi gizlemenin haramlılığını beyan etmelerini zorunlu kıldığı için bir çok topraklarda yayılan (ki bazı insanlar bunu dinden saymaya başladılar) bu bid’atı Müslüman kardeşlerimin dikkatine sunmak istedim. Allah’tan tüm Müslümanların durumunu ıslah eylemesini, onlara dinde fıkıh (derin anlayış) nasip etmesini, bizi ve onları hakka sımsıkı sarılmayı ve üzerinde sebat etmeyi, ona ters düşen her şeyi terketmeyi dileriz, şüphesiz ki Allah bunun sahibidir, buna şüphesiz gücü yetendir.
Kaynak: “Mecmu’ül Fetava ve Makalatin Mutenevvi’a lişşeyh İbn-i Baz (1/183)”
Posted in Uncategorized.