Müslüman ülkelerinde kilise inşa etmenin hükmü

Hamdın tamamı alemlerin Rabbi Allah içindir, Salat ve Selam O’nun kerim olan elçisine, ashabına ve ona
tabi olanların üzerine olsun. Bundan sonra:
Mısırlı “el Yevmü’s Sabi” gazetesinin yayımladığı bir yazıya rastladım, o sayfada şu sözler geçiyordu:
(Kiliseler İnşa Kanunu onaylanmasından sonra bir sene….Papa Teodorus:
160 seneden fazla süren bir hatayı düzeltmiştir.. 3000’den fazla kilise ruhsat beklemektedir.. ve her yeni
bir şehirde kilise inşa edilmesi için tahsis edilen araziler hakkında genel kararlar.
6 Eylül 2017 Çarşamba Günü, saat 12.45.
Parlemento geçen 30 Ağustos’ta Mısır Kiliselerin İnşa ve Onarma kanun tasarısını onaylamıştır. Bu
kanun 150 senelik bir süreden bu yana Kıbtilerin ibadethanelerini ilgilendiren ilk kanundur. Kanundan
önce kiliseler “Hatt-ı Hümayun”’a göre inşa edilirdi. “Hatt-ı Hümayun” Osmanlı Dönemine ait bir
fermandı. O vakitlerde Mısır Osmanlı Devleti’ne bağlı bir vilayetti. Kiliselerin padişah fermanına bağlı
olarak inşa edilmesi asırlar boyunca çok zor bir iş olmuştur..)
Ben diyorum ki:
Allah Azze ve Celle şöyle demiştir: (Şüphesiz Allah katında din İslam’dır) Âl-i İmrân Sûresi, 19.
Ve Subhanehu şöyle demiştir: (Kim İslam’dan başka bir din ararsa, (bilsin ki o din) ondan kabul
edilmeyecek) Âl-i İmrân Sûresi, 85.
Ve İslam Alimleri kiliseler gibi içinde Allah’tan başkasına tapılan küfri mekanların inşa edilmesinin
haramlığına dair icma etmiştir.
Ve Şeyhü’l İslam İbn-i Teymiyye’ye Müslüman ülkelerinde kiliselerin (bulunması) hakkında ayrıntılı bir
soru soruldu. Kendisi (Rahimehullah) soruya şöyle cevap verdi:
“Elhamdülillahi Rabbi’l Alemin: Onların; ‘Müslümanların Hristiyanların mabetlerini kapatmakla
Hrıstiyanlara zulmetmişlerdir’ iddiaları bir yalandır ve Müslüman Alimlerin icmasına aykırıdır. Zira Ebu

Hanife, Malik, Şafii ve Ahmed (b. Hanbel)’in mezhebi olmak üzere dört mezhep imamları ve Süfyan es-
Sevri, Evzai, Leys b. Sa’d ve onlardan önce gelen Ashab ve Tabiin gibileri, bir devlet liderin güçle ele

geçirdiği topraklardaki, Mısır’da, Irak’ta Sevad ve Berr-i Şam’da- durum olduğu gibi, bunda içtihat
ederek ve yıkılmasının caiz olduğu görüşünü savunan alimlere dayanarak, bütün kiliseleri yerle bir etse
liderin bu eylemi zülum olmaz. Hatta bu konuda liderin yaptığına şahit olanlar ona itaat ve yardım
etmeleri dinen vaciptir. Onlar (Hrıstiyanlar), Müslüman hükümlerini uygalamada itiraz ederlerse
antlaşmayı bozmuş olur ve böylece kanları ve malları helal olur.
Onların; ‘bu kiliseler Halife Hattab’ın Oğlu Ömer’in zamanında mevcut idi ve Raşit Halifeler bunu
onaylamışlardır’ sözleri yine bir yalandır. Çünkü Kahire’nin Hattab’ın Oğlu Ömer’den (Radıyallahu
anhu) üç yüz sene sonra ve Bağdat, Basra, Kufe ve Vasıt’tan sonra imar edildiği mütevatir ilimdendir.
Ve Müslüman (Alimleri), Müslümanların imar ettikleri şehirlerde Ehl-i Zimme’nin orada yeni kiliseler
inşa etmeleri doğru olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir. Tıpkı Hattab’ın Oğlu Ömer’in (Radıyallahu
anhu) onlara sulhla ele geçirilen topraklarda yeni kiliseler inşa etmemelerini şart koştuktan sonra
Müslümanların sulhla ele geçirdikleri (bölgelerde) eski kiliselerini serbest bıraktıkları gibi. Peki
Müslüman şehirlerinde hal nice olur? Hatta Irak ve Mısır gibi fethedilen topraklarda kiliselerin
varolduğu ve Müslümanlar da oraya bir şehir imar ettikleri bir durumda Müslümanların o kiliseyi
almaları caizdir, ki Müslüman şehirlerinde antlaşma olmadığı bir durumda kilise bulunmasın. Zira Ebu
Davud’un “Sünen”‘inde İbn-i Abbas Radıyallahu Anhuma’dan Rasulullah SallAllahu Aleyhi Ve Sellem’in
şöyle dediği senedi ceyyid olan bir rivayette yeralmaktadır: “Bir yerde iki kıblenin olması uygun
değildir. Bir Müslüman’a cizye yoktur.”
Bkz. “Mecmu’ül-Fetava” (c. 28 / 634-635)
Yine İbn-i Teymiyye (Rahimehullah) “Camiü’l-Mesail”’de şöyle demiştir (3/366): “Mısır topraklarının
sulhla alındığı rivayet olunmuştur ve fethedildiği de rivayet olunmuştur. Bu konuyla alakalı sahih
rivayetleri derince düşünüp değerlendiren alimlere göre iki durum da (iki duruma işaret eden rivayetler)
doğrudur. Zira ilk olarak sulhla ele geçirilmiştir, sonra o toprakların sakinleri antlaşmayı bozunca Amr
b. el-As (Radıyallahu anhu) Hattab’ın Oğlu Ömer’den (Radıyallahu anhu) yardım istemiştir ve Hattab’ın
Oğlu Ömer (Radıyallahu anhu) ona Zübeyr b. el-Avvam’ın (Radıyallahu anhu) aralarında yer aldığı
büyük bir orduyla yardım etmiştir ve Müslümanlar o toprakları ikinci defasında fethetmiştir. Bundan

dolayıdır ki, Bilal’ın (Radıyallahu anhu) Hattab’ın Oğlu Ömer’den (Radıyallahu anhu) Şam topraklarının
ordu üzerinde taksim edilmesini talep ettiği gibi, birçok yollardan Zübeyr’in (Radıyallahu anhu) de
Hattab’ın Oğlu Ömer’den (Radıyallahu anhu) Mısır’ın ordu üzerinde taksim edilmesini talep ettiği
rivayet olunmuştur. Bunun üzerine (Hattab’ın Oğlu Ömer) ashab (Radıyallahu anhum) ile bu konuyu
müşavere etmiştir. Ali b. Ebi Talib ve Muaz b. Cebel gibi ashabın büyükleri, Mısır’ın savaşmaksızın
Müslümanlara kazandırdığı mal olarak ayırmasına işaret etmişlerdir, ki bundan Müslümanların ilki ve
sonu faydalansınlar. Bunun üzerine daha önce Hattab’ın Oğlu Ömer’e (Radıyallahu anhu) bu konuda
ters düşenler kendisiyle hemfikir oldular ve bunlardan bazıları vefat ettiler. Sonra olay bu karar üzeri
sabitleştmiştir. Böylece diyebiliriz ki, Allah Müslümanları onların esirleri ve ele geçirdikleri mal, servet,
taşınabilir mal ve emlaklara sahip kıldığı gibi Allah Müslümanları fethettiklerine de sahip kılmıştır.
Emlakın kapsamına şu binalar girmektedir: kafirlerin ibadethaneleri, konutları, alışveriş merkezleri,
çiftlikleri ve diğer fayda sağlayan arazileri. Aynı şekilde taşınabilir malın kapsamına; hayvan, geçici mal
ve paranın girdiği gibi. Ve kafirlerin ibadethaneleri Müslümanların mülkiyetine ait olmamayı gerektiren
hiç bir özelliğe sahip değildir. Çünkü bu ibadethanelerdeki söylenen sözler ve yapılan ibadetler, ya (asıl
vasfını kaybetip) değiştirilmiştir ya da Allah’ın asla meşru kılmadığı ve sonradan ortaya çıkarılan veya
daha önce Allah’ın meşru kıldığı ve sonradan yasakladığı cinstendir.” Buraya kadar.
Ve İbn-i Kayyım (Rahimehullah) “Ahkamu Ehl-i Zimme” (3/1181) kitabında şöyle buyurmuştur: “Ve
İmam Ahmed (b. Hanbel) şöyle demiştir: Bize (Haddesena) Mu’temer b. Süleyman et-Teymi babasından
tahdis etmiştir (Haddesena: iki ravinin birbirini duyarcasına, aralarındaki görüşmeye işaret eden bir
sözcüktür), o da Hanaş’tan tahdis etmiştir, o da İkrime’den kendisinin şöyle dediğini tahdis etmiştir: İbn-i
Abbas’a Arap toprakları ve Arap Diyarı hakkında; Acemlerin o topraklarda yeni binalar inşa etmelerinin
doğru olup olmadığı sorulmuştur. İbn-i Abbas şöyle demiştir: (Araplar hangi toprakları şehir haline
getirmişse orada Acemin ne kilise inşa etmeleri, ne çan çalmaları, ne şarap içmeleri, ne de domuz eti
yemeleri caiz olmaz. Ve Acem hangi toprakları şehir haline getirip sonrasında Allah Araplara bu
toprakları fethetmelerini nasip edip o topraklara yerleştikleri vakitte Acem için antlaşmada ne (haklar)
varsa yerine getirilir Araplar da antlaşmaya riayet etmeleri gerekir ve Acem’e güçleri yetmedikleri
şeyleri emretmezler.)”
Abdullah b. İmam Ahmed şöyle demiştir: “babamın şöyle dediğini işittim: ‘Müslümanların şehir haline
getirdikleri topraklarda Yahudi ve Hristiyanların orada ne yeni kilise inşa etmeleri ne de çan çalmaları
doğru olmaz, onların kendi toprakları (Müslüman toprakları olmayan) bundan müstesna. Ve Müslüman
topraklarda açıktan şarap tüketme ve satmaları caiz olmaz.’” Buraya kadar.
Ben diyorum ki:
Ve Mısır topraklarının Müslüman mülkiyetine girdiğine ve kafirlerin ibadethaneleri, konutları, alışveriş
merkezleri ve tarım alanları buna dahil olduğuna dayanarak herhangi bir kilisenin inşa edilmesine
müsade edilmesi kesinlikle caiz değildir. Ve küffardan cizye alınması dinen vaciptir.
Rabi b. Hadi Umeyr el-Medhali
Pazarı Pazartesine bağlayan gece / 23 Rabiü’l Evvel 1440

Müslüman-ülkelerinde-kilise-inşa-etmenin-hükmü

Posted in Yeni eklenenler.