İSLAM VE MÜSLÜMANLAR, Şİİ (RAFİZİ) İRAN TEHLİKESİYLE KARŞI KARŞIYA

İSLAM VE MÜSLÜMANLAR, Şİİ (RAFİZİ) İRAN TEHLİKESİYLE KARŞI
KARŞIYA

Bu makale Şarku’l-Avsat gazetesi 13561 numaralı sayısında, Hicri 7 Şaban 1436
tarihinde yayımlanmıştır:

”(İran) Mehir Haber Ajansının bildirdiğine göre; İran Devrim Muhafızları Komutanı
Cihangir Caferi; son yıllarda Ortadoğu’da meydana gelen değişimleri olumlu olarak
değerlendirmiş ve Suriye, Irak, Yemen, Afganistan ve Pakistan’da iki yüz bin civarında
kendilerine bağlı savaşçının bulunduğunu belirtmiştir. Caferi ; Suriye, Irak ve
Yemen’deki çalışmalara İran gençlerinin katılımının önemine dikkat çekerek, Veliyy-i
Fakih ve İran İslam Cumhuriyeti’ne destek olmaları için, Devrim Muhafızlarının üçüncü
neslini teşvik etmeyi hedeflediğini söylemiştir.”

Şeyhü’l Allame Rabi b. Hadi el-Medhali, İran’lı üst düzey yetkililerin şeytani
açıklamalarına açıklık getirdi: “Ben diyorum ki: İslam Alemi ve Müslümanlar dikkat
edin! Tehlike çok büyük. İran’ın planladığı ve uygulamaya çalıştığı bu proje, İslam ve
Müslümanları parçalayıp yok etme projesidir. İran’ın, İslam ve Müslümanlara karşı
düşmanlığı çok şiddetlidir. Allah Teala Yahudiler hakkında şöyle buyurur: “İman
edenlere düşmanlık etmede insanların en şiddetlisinin kesinlikle Yahudiler ile
Allah’a ortak koşanlar olduğunu görürsün.” (Mâide Sûresi; 5/82)

Müslüman, Yahudilerin ve müşriklerin Allah’a ve Rasulüne beslediği şiddetli
düşmanlıklarından ve Yahudilerin emellerinden asla şüphe etmez. Ancak, Yahudilerin
emelleri Nil ve Fırat arasındaki İslam topraklarıyla sınırlıdır. Yahudiler, Yahudiliğin
yayılmasının peşinde değiller.

Rafizilerin Müslümanlara karşı olan düşmanlığı ise: Yahudi ve müşriklerin
düşmanlıklarının toplamından daha büyüktür. Rafızilerin emelleri, Yahudilerin emellerini
aşar. Çünkü Rafiziler İslam aleminin tamamını ele geçirmek istemektedirler.
Müslümanları; Allah azze ve celle’ye, Sahabeye ve İslam’I bugünlere kadar yaşayıp
getiren tüm mü’minlere düşman etmek isterler.
Şüphesiz ki Rafizilerin, Yahudi ve Hristiyanların ulaşamadığı küfri itikatları vardır.

Bunlardan bazıları:

1- İmamlarının gaybı bildiğini ve kainattaki zerre miktarındaki işlerde bile tasarrufa sahip
olduklarını iddia ederler. Bu inançtaki küfür, Yahudi ve Hristiyanların küfründen daha
ağır basar.

2- İmamların teşri etme, şeriat ve hüküm koyma hak ve yetkisine sahip olduklarını iddia
ederler. İmamları kendileri için, yeryüzü ve göklerin hazmedemeyeceği küfri itikatlar
teşri etmektedirler. İmamları aşırı küfri inançlar uydurup hüküm olarak kendilerine teşri
ederken bir de bu hezeyanlarını Ehl-i Beyt’e nispet etmekteler. Allah Ehl-i Beyt’i bu küfri
itikadlardan tenzih etmiş ve temiz kılmıştır. Ehl-i Beyt, peygamberlerin sonuncusu olan
Rasulullah’a ve O’nun peygamberliğinin kamil olduğuna iman ettiği için Rafiziler onlara
bu iftirayı ve düşmanlığı yapıyorlar. “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size
nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” (Mâide Suresi; 5/3)
Allah’ın şu sözüne iman ettikleri için yapıyorlar: “Yoksa, Allah’ın izin vermediği bir dini
kendilerine tutulacak yol kılan ortakları mı var?” (Şûrâ Sûresi; 42/21)

3- Rasulullah’ın ashabına karşı şiddetli düşmanlıkları ve onları tekfir etmeleri, Rafızilerin
küfri itikatlarının başka bir çeşididir. Bundan hedefleri; Kur’an ve Sünnet yoluyla gelen
şeriatı iptal etmektir. O saygın şeriattır ki, onu Ashab taşıyıp Allah ve Rasulünden
insanlara titizlikle aktarmış, onu tebliğ yolunda müthiş bir mücadeleyle cihad etmişler,
insanları onu uygulamaya çağırmışlardır. Böylece onların elleriyle toplumlar bu dine
girmiştir.
4- Rafızilerin, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’in hanımlarını kötülemeleri ve birden fazla
ayette Allah’ın kendisini temizlediği Aişe Validemize iftira atmaları da sayısız küfri
itikatlarından bir tanesidir. Ve mü’minlerin nazarında bu iftira Rasulullah sallallahu aleyhi
ve sellem’i de hedef almaktadır. Böyle yaparak Rafıziler, Peygamberimiz sallallahu aleyhi
ve sellem’in iman, tevhid ve ihlas üzeri terbiye ettiği ashabını küfrün en iğrenç
şekillerinde tasvir etmektedirler. Şeref ve takvada zirve olan peygamberimizin
hanımlarını en iğrenç iftiralarla karalamaktadırlar. Allah’a, Rasulüne ve mü’minlere karşı
böylesine iğrenç bir düşmanlığı hangi düşmanlık aşabilir ki!
Ey Müslümanlar, nerede olursanız olun bu İran tehlikesine, bu harap edici İran planlarına
karşı uyanık olun. Akidenizde, ibadetinizde, cihadınızda, siyasetinizde, ahlakınızda,
uyguladığınız dostluk ve düşmanlığınızda hep beraber Allah’ın ipine sımsıkı sarılarak

gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın. Bütün bidat ve dalaletlerden mümkün olduğu
kadar uzaklaşın.
Allah’ın kitabı ve Rasulünün Sünneti üzere birleşin. Bunu yaparsanız Allah sizden razı
olur, düşmanlarınıza karşı size şüphesiz tam bir zafer verir. Allah Teala şöyle buyurur:
“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’a yardım ederseniz (emrini tutar, dinini
uygularsanız), O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.” (Muhammed
Sûresi; 47/7)
Ve Allah Teala şöyle buyurur: “İnkar edenler sizinle savaşsalardı, arkalarını dönüp
kaçarlar, sonra da ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilirlerdi. Allah’ın ötedenberi
işleyip duran kanunu (budur). Allah’ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.”
(Fetih Sûresi; 48/22,23)
Ey Müslümanlar! Yemen, Tunus, Irak ve Suriye halkı dahil olmak üzere, Allah’ın
tevhidinde ihlaslı olun ki Allah size izzet versin. Dünya ve ahirette size ikramda bulunsun
ve düşmanlarınıza karşı size yardım etsin. Silahlarınızı hazırlayın, kanaatimce elinizde
yeterinden fazla silah var. Rafizi düşmanlarınıza ve diğer azılı düşmanlarınıza karşı zafer
gerçekleşsin.
Allah’ın, temiz şeriatına tam manasıyla sarılıp onu bütün alanlarda yerine tatbik etmenizi
sizin üzerinize vacip kıldığını burada size tekrar vurguluyorum. Bu alanlardan bir tanesi,
İslam Ülkelerin ekseriyetinin terkettikleri; “Allah’ın Hakimiyetidir”. Bunun sonucunda
Allah, Müslümanların üzerine İslam düşmanlarını musallat etmiştir. Düşman da böylece
Müslüman ülkelerin küçük düşürüp şereflerini çiğnemiştir.
Allah’ın hakimiyetinin üstünlüğünü ilan edip, bu yüce hakimiyete ters düşen her şeyi
reddederek, bu helak ve harap edici hastalıktan kurtulun. Tevhidi ve şeriatı yerine getirin.
Yönetim ve alimlerinden bu yüce talepleri yerine getirme hususunda İslam ülkelerini
teşvik etmelerini rica ediyorum.
Yemen, Tunus, Irak ve Suriye halkları başta olmak üzere bütün Müslümanların bu
hakimiyetle şereflenmesinin vacipliği bu yüce taleplerden biridir. Allah’ın hakimiyetinin
düşmanları, özellikle de rafiziler karşısında; Rabbimizin hakimiyeti ile iftihar edip, ona
sımsıkı sarılıp, onu başlarımızın üzerinde taşımamız gerekmektedir.

Yazan: Rabi b. Hadi Umeyr
10 Rabiü’s-Sani 1437

RÂFİZÎLERİN  YAYILMALARININ SEBEPLERİ

“RÂFİZÎLERİN  YAYILMALARININ SEBEPLERİ” isimli yeni broşürümüz Allah’ın tevfîkiyle hazır.
Râfizîliğin  Yemen’de  yayılması,  Yemen  savaşı,
hûsilerin  kim olduğu  ve  onlarla  ehli  sünnete  karşı  işbirliği  yapan  tarafların çıkarlarını  mercek  altına  alan  bir  hutbeden  bazı  alıntılar.
Hatîb:  Şeyh  Ebû  ‘Ammâr Ali  el-Huzeyfi  el-’Adenî.

 

RÂFİZÎLERİN YAYILMALARININ SEBEPLERİ

Fukahâ-i İslâm ve makâmları

İbnü’l Kayyım, “İ’lâmü’l Muvakki’în ‘An Rabbi’l-Alemîn’de” (1/8) şöyle demektedir….

 

Fukahâ-i İslâm ve makamları:

 

İkinci bölüm: Fukahâ-i İslâm ve ahkâm istinbât etme alanında uzman olan, helal ve haram kaidelerini zaptetme konusuna zirve önem gösteren ve insanlar arasında sözleri üzerine fetvaların döndüğü/müracaat edildiği kişiler; onlar yeryüzünde, semadaki yıldızlar gibidir, onların sayesinde zifiri karanlıklarda yolunu kaybetmişler doğru yolu bulur. İnsanların alimlere ihtiyacı suya ve yemeğe olan ihtiyaçlarından daha büyüktür. Ve Kuran’ın nassıyla alimlere itaat, anne ve babaya itaatten daha ağır bir farziyettir, nitekim Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan ulu’l-emre de. Herhangi bir hususta anlaşmazlığa düştüğünüz takdirde, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resûlüne arz edin. Bu, daha iyidir, sonuç bakımından da daha güzeldir.” Nisâ Sûresi, 59. Abdullah b. Abbas’tan (radıyAllahu anhuma) kendisinden rivayet edilen iki rivayetin birisinde, Cabir b. Abdullah, Hasan-ı Basri, Ebu’l Aliye, Ata b. Ebi Rabah, Dahhak ve Mücahid’ten rivayet edilen iki rivayetin birisinde şöyle derler: “ulu’l-emir, onlar ulemadır.”ulu’l-emir, onlar ulemadır- sözü meseleyle ilgili İmam Ahmed’ten rivayet edilen iki sözünden birisidir. Ve ikinci rivayette Ebu Hureyre ve İbn Abbas radıyAllahu anhuma, Zeyd bin Eslem, Suddi ve Mukatil şöyle derler: “onlar emirlerdir (yani yöneticiler).” Bu söz İmam Ahmed’ten gelen ikinci rivayettir.

 

Yöneticilere İtaat, Ulemaya itaate tabidir:

Hulasa, yöneticiler ilme uygun emirler verdikleri zaman onlara itaat edilir. Nitekim yöneticilere itaat alimlere itaate tâbidir. Çünkü itaat ancak iyilikte ve ilmin vacip kıldığı şeylerde olur. Alimlere itaat Resul’e (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) itaate tâbi olduğu gibi, yöneticilere itaat de alimlere itaate tâbidir. İslam’ın kaim olması yöneticiler ve alimlerden oluşmak üzere bu iki taifeyle gerçekleştiği ve insanlar da onlara tabi olduğu için, yeryüzünün ıslahı ve bozulması da bu iki sınıfın ıslahı veya bozulmasıyla  gerçekleşir. Nitekim Abdullah b. el-Mübarek ve başkaları şöyle demişlerdir: “İnsanlardan iki sınıf vardır ki; onlar bozulduğunda bütün insanlar bozulur. Onlar düzeldiğinde bütün insanlar da düzelir. ‘Kimdir bunlar’ diye sorulduğunda: bunlar; âlimler ve yöneticilerdir” buyuruldu. Ve Abdullah b. el-Mübarek şöyle demiştir:

Gördüm ki günahlar kalpleri öldürüyor – Onda ısrar etmek ise zillete neden oluyor,

Terk etmek ise kalpleri canlandırır – Nefsin için ona karşı gelmen en hayırlı olandır,

Yöneticilerden başka kim dini bozdu ki – Ve beraberinde papazlar ve ruhbanlar.

 


1.“insanlar arasında, sözleri üzerine fetvaların döndüğü/müracaat edildiği kişiler;” yani; gündemdeki önemli meselelerde fetva için kendilerine başvurulan büyük alimler.

Peygamberin Gönderilmesinin Nedeni

Allah, müşrikler hoşlanmasa bile dinini, bütün dinlere üstün kılmak için, Muhammed’i (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) hidayet ve hak dinle göndermiştir ve elçisine (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) hikmetle, güzel öğütle ve mücadelenin en güzel şekliyle hak dine davet etmesini ve hakkı ortaya koymayı emretmiştir. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurur:

 

(فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ)

“Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah’a ortak koşanlara aldırış etme.” Hicr Sûresi, 94

 

Allah; fitne bitinceye ve Dîn, sırf Allah için oluncaya kadar ve inkar edenlerin sözünü alçaltmak için Resûlu Muhammed’i (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) müşriklere, kafirlere ve münafıklara karşı Kur’an’la ve kılıçla cihad etmesini emretmiştir, Allah’ın sözü ise en yücedir. Böylece Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) kendisine ölüm gelinceye kadar hakkı açıkça ortaya koyarak ve hakkıyla cihad ederek bu müthiş zorunlu görevi yerine getirmiştir.

 

Ve Raşid Halifeleri Resûlullah’ın (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) gittiği yolu izleyerek Arap yarımadasında mürtedlere karşı cihad edip, çok tehlikeli bir riddet hareketine son vermişlerdir. Sonra cihad sancağını bölgenin her tarafına taşımışlardır ve sonunda Allah onlara; Rumlar, Farisiler ve başkaları gibi zamanın en çetin küfür güçlerine karşı, yardım etmiştir. Ve sonuç itibariyle Allah’ın vaadi gerçekleşmiştir.

 

(وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَىٰ لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُم مِّن بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا ۚ يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا ۚ وَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ)

“Allah, içinizden, iman edip de salih ameller işleyenlere, kendilerinden önce geçenleri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağına, onlar için hoşnut ve razı olduğu dinlerini iyice yerleştireceğine, yaşadıkları korkularının ardından kendilerini mutlaka emniyete kavuşturacağına dair vaadde bulunmuştur. Onlar bana kulluk eder ve bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Artık bundan sonra kimler inkâr ederse, işte onlar fasıkların ta kendileridir.” Nûr Sûresi, 55.

 

Ve Allah’ın İslam’ı onunla izzetlendirdiği o zekalı ve maharetli mü’minlerin lideri Hattab oğlu Ömer (radiyallahu anhu) fitne, bozgunculuk ve şer karşısında sağlam duvar ve açılmaz bir kapıydı. Bunun üzerine zındıklar ve mecûsiler Hattab oğlu Ömer’e karşı komplo hazırlayıp bu komployu suikastla gerçekleştirmişlerdi (radiyallahu anhu ve ardahu). Hattab oğlu Ömer (radiyallahu anhu) yeryüzünü adalet, iman ve nurla doldurduktan sonra Rabbinin huzuruna şehit olarak varmıştır. Öldürülmesiyle o sağlam kapı kırılmış ve fitneler cereyan etmeye başlamıştır. Ve fitne Raşid Halife Osman b. Affan’ın (radiyallahu anhu) dönemindeki müslümanların saflarına sızmıştı. Durum gitgide kötüleşerek bu halifenin öldürülmesine neden oldu ve radiyallahu anhu Rabbinin huzuruna şehit ve mazlum olarak varmıştır. Bu fitnelerden dolayı Raşid Halife Ali b. Ebi Talib ile Muaviye b. Ebi Süfyan’nın (Allah ikisinden de razı olsun) aralarında olanlar olmuştur. Ama her iki taraf da müçtehittir (içtihat yapmıştır). Doğru sonucu elde edene iki sevap ve hata yapana da bir sevap vardır.

 

Sonra bidat ehli ve hariciler fitnesi cereyan etmeye başlamıştır. Hariciler ibadette çok gayretli olmalarına rağmen Resûlullah onları şu vasıflarla tanımlamıştır:

 

“Bunlar, okun yaydan fırladığı gibi dinden çıkıp giderler!”

“mahlukatın en şerlileridir”

“yeryüzündeki en şerli insanlardır”, 

“nerede rastlarsanız onları öldürün. Zira, onları öldürene, Allah’ın vereceği sevap vardır.” 

 

Resûlullah’ın (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) bu tanımlamasında ehli bidata yaklaşmaya ve şefkat göstermeye çağıran davetçiler için müthiş ibretler vardır, ki ehli bidat harici sapıklarından daha şerlidirler, daha sinsidirler ve hilebazlıkta daha ileriye giderler. Böylece Ali (radiyallahu anhu) Resûlullah’ın emriyle onları katletmiştir.

 

Sonra rafizilik ve zındıklık zuhur etmiştir ve Ali (radiyallahu anhu) mü’minlerin kalpleri için rafizileri ve zındıkları ateşe vermekten daha sağlıklı bir yöntem olmadığını kararlaştırmıştır. Ali’ye (radiyallahu anhu) bu rafizileri ve zındıkları ateşe vermekte sahabeden katılanlar olmuştur. Bu şekilde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) ve ashabı bize bidat ehli ve zındıklara karşı kararlılıkla davranmamızı emretmiştir.

 

Zaman geçerek ve İslam’ın en hayırlı nesli yok olmasıyla beraber bidatler giderek yayılmıştır, bidatin kapsamı genişlemeye ve bidat fırkaları çoğalmaya başlamıştır. Böylece; Resûlullah’ın (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) bidat fırkaları hakkında yaptığı şu haberler gerçek olmuştur:

 

“Muhakkak ki siz, sizden önceki ümmetlerin adetlerine karış karış arşın arşın uyacaksınız. O derecede ki onlar bir keler deliğine girseler siz de onlara mutlaka tabi olacaksınız” Biz bunun üzerine: “Yahudi ve Hristiyanları mı kastettiniz ey Resûlullah?” O da: “başka kim olabilir” diye cevap verdi.

 

Yine başka bir sözünde Resûlullah (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) şöyle buyurmuştur:

 

“Yahudiler 71 fırkaya, Hristiyanlar 72 fırkaya ve benim ümmetim 73 fırkaya bölünecektir, biri müstesna bütün fırkalar ateştedir.” Ashab: “ateşten kurtulan fırka kimlerdir diye sorduğunda Resûlullah “bugün benim ve ashabımın yolunda bulunanlardır” buyurdu. Başka bir lafızda “onlar cemaattir” buyurmuştur.

 

İbnu’l Mübarek, Yezid b. Harun, İbnu’l Medini, Ahmed b. Hanbel, Buhari, Hatibu’l Bağdadi, İbn Teymiyye ve İbn Receb gibi büyük İslam alimleri “Fırkatu’n-Naciye’yi” ve “Taifetu’l-Mensura’yı” -ehli hadis ve onların menhecine uyanlar- yönünde tefsir etmişlerdir. Ve bu tefsir en çok “Emrullah (emrullah: kıyamet kopmadan önce esen bir esinti) gelinceye kadar, ümmetimden bir taife hak üzere zahir olmaya devam edecektir, ne onları yarı yolda bırakanlar ne de onlara ters düşenler zarar verebilecektir ve bunlar böyle kalacaktır” hadisi üzerinden gelmiştir.

 

Fitnelerin başlamasından beri ve ümmetteki bidatin sayısı gitgide artarak ve nihayet sözü geçen sayıya vardığından beri bu yana, ehli hadis hâlâ; Allah’a ve hakka davet ederek, nebevi ilimleri yayarak ve muhafaza ederek, tuzak kuranların tuzaklarına ve yalan söyleyenlerin yalanlarına ve cahillerin hatalı tefsirlerine karşılık vererek Allah’ın emirlerini yerine getirmektedirler. Ehli hadisi bu görevden ne bir eziyet ne de tuzak kuranların tuzakları ne de komplocuların hileleri engelleyebilir. Ve İmam Ahmed ve AbdulGani el-Makdisi ve İbn Teymiyye’nin döneminde hasıl olduğu gibi, musibetler ancak hak üzere sebatlarını çoğaltır ve batıla karşı direnişlerini güçlendirir.

 

Kaynak:

“Menhecu Ehli’s-Sünneti Fî Nakdi’r-Ricâli Ve’l-Kutubi Ve’l Cema’âti (s. 15 – 18)”

Dr. Rabî b. Hâdî el-Medhalî