Miraç kandilinin kutlamasının hükmü

Hamd Allah içindir, Salât ve Selâm Rasûlullah’ın, âlinin ve ashabının üzerine olsun. Bundan sonra:
İsra ve Miraç’ın; Rasûlu Muhammed Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in doğruluğuna ve onun Allah indinde yüksek derecesine işaret eden Allah’ın yüce ayetlerinden olduğu konusunda herhangi bir şüphe yoktur.
Ve aynı zamanda Allah’ın mükemmel kudretine ve yarattıklarının üzerindeki yüceliğinin işaretlerindendir. Nitekim Allah Subhanehu Ve Teala şöyle buyurmuştur: “Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah her türlü eksiklikten münezzehtir. Hiç
şüphesiz o, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” İsrâ Sûresi, 1.

Ve Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in göğe yükseltilmesi ve kendisine göklerin kapıları açıldığı, böylece (Rabbinin) onunla istediği şeyleri konuştuğu, ona beş vakit namazı farz kıldığı, bunun öncesinde Allah (namazı) elli vakit olarak farz kıldığı ve beş vakite indirene kadar Nebi Sallallahu Aleyhi Ve Sellem devamlı Allah’a müracaat edip hafifletilmesini istediği de bizlere mütevatir derecesinde ulaşmıştır.
Böylece farz namazları vakit olarak beş ve sevap bakımından da ellidir, çünkü her hasenenin (iyiliğinin) karşılığı on misli sevaptır. Bütün nimetlerinden ötürü her türlü Hamd ve minnet Allah’a mahsustur.

İsra ve Mirac’ın hangi gecede olduğunun tayininde sahih hadislerde bir rivayet gelmemiştir. Ne Recep ne de başka bir ayda (sahih hadislerde belirtilmemiştir.) Hadis Ulemasına göre; İsra ve Miraç hakkında varid olan hadislerin hiçbiri Nebi Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’den rivayet edildiği sabit değildir. Ve İsra ve Mirac’ın hangi gecede yeraldığının insanların unutturulmasında Allah’ın zirveye ulaşmış bir hikmeti vardır. Sahih hadislerde belirlendiği sabit olmuş olsa bile yine de Müslümanlara (o geceyi) herhangi bir
ibadetle özelleştirmeleri caiz olmazdı. Çünkü ne Nebi Sallallahu Aleyhi Ve Sellem ve ashabı, Radıyallahu Anhum bu geceyi ne kutlamışlardır ne de bir ibadetle onu özelleştirmişlerdir.

Mirac’ı kutlamak meşru olsaydı Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bunu söz veya fiille ümmetine açıklamış olurdu. Bu
kutlamadan herhangi bir şey vuku bulmuş olsaydı kesinlikle bilinir ve tanınırdı ve ashab Radıyallahu Anhum bize (bu bilgileri) aktarırdı. Zira ashab, Nebileri Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’den ümmetin ihtiyacı olduğu her şeyi aktarmışlar, din konusunda hiç bir şeyi ihmal etmemişlerdir, bilakis onlar bütün hayırlı işlerde öne geçenlerdir. Eğer bu gecenin kutlanılması meşru bir amel olsaydı ilk olarak ashab bunu kutlardı.

Ve Nebi Sallallahu Aleyhi Ve Sellem insanlara en çok nasihat eden insandır. Ve peygamberler en mükemmel şekilde tebliğ (görevlerini) ve emaneti yerine getirmişlerdir. Eğer bu gecenin yüceltilmesi ve kutlanması Allah’ın dininde yeri olsaydı kesinlikle Nebi Sallallahu Aleyhi Ve Sellem bundan habersiz olmaszdı ve onu gizlemezdi. Böyle bir durum da sözkonusu olmadığı için (Nebi Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in o geceyi yüceltip kutlamadığı için) o gecenin yüceltilmesi ve kutlanmasının İslam’da bir yeri
olmadığı anlaşılmıştır. Allah bu ümmet için dinini kemale erdirmiş ve nimetini tamamlamış ve dinde Allah’ın izin vermediği şeyleri teşri edenleri kınamıştır. Nitekim Allah Teala apaçık Kitabında, Mâide Sûresinde şöyle buyurmuştur: “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” Mâide Sûresi, 3.
Ve Şûrâ Sûresinde Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Yoksa, Allah’ın izin vermediği bir dini kendilerine tutulacak yol kılan ortakları mı var? Eğer (cezaların ertelenmesine dair) kesin hükmü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zâlimler için elem dolu bir azap vardır.”

Ve bid’atın müthiş tehlikesine ümmetin dikkatini çekerek, işlenilmesinden ümmetini nefret ettirerek Nebi Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’den sahih hadislerde bid’attan sakındırma ve sarih olarak bid’atın dalalet
olduğu sabit olmuştur. Bu rivayetlerin arasında yer alan Sahiheyn’de Aişe Radıyallahu Anha’dan Nebi Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Kim bizim bu işimizde ona ait olmayan bir şeyi ihdas ederse o şey reddolunmuştur.” Ve Müslim’in rivayetinde: “Kim bizimemretmediğimiz bir amel işlerse o (amel) reddolunmuştur.” Ve Sahih-i Müslim’de Cabir Radıyallahu Anhu’nun şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Bundan sonra: Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabı, yolların en hayırlısı Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in yoludur. İşlerin en şerlisi muhdes olanlardır. (Muhdes: dinden olmayan şeyin din adına çıkarılmasıdır) Dine sonradan sokulan her şey bid’attır, her bid’at dalalettir.” İmam Nesa’i senedi ceyyid olan şu ziyadeyle rivayet etmiştir: “ve her dalalet ateştedir.” Sünen’de İrbad b. Sariye’den kendisinin şöyle dediği rivayet olunmuştur:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize belig (çok tesirli) bir öğüt verdi. Bu öğütten dolayı kalpler ürperdi, gözler yaşardı. Bizler: ‘Ey Allah’ın Rasûlu! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan
birinin öğüdüne benziyor, bari bize bir tavsiyede bulun’ dedik. Bunun üzerine Nebi Sallallahu Aleyhi Ve Sellem şöyle demiştir: ‘Size, takvayı ve başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar göreceklerdir. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-yi Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır, ona sımsıkı tutununuz ve azı dişlerinizle sarılınız.
Muhdesattan (sonradan ortaya çıkarılmış şeylerden) kaçınınız. Zira her muhdes bid’attır ve her bid’at dalâlettir (sapıklıktır).’” Ve bu manadaki hadisler pek çoktur. Bid’atlardan sakındırma ve korkutma ashabtan ve ardından gelen Salih Seleften sabit olmuştur.

Bu (bid’atlardan sakındırma ve korkutma) ise ancak bid’atların; dinde ziyadelere ve Allah’ın izin vermediği bir teşri’e sebep olduğu için ve Yahudi ve Hrıstiyanlar olmak üzere Allah’ın düşmanlarının dinde yeniliklerde bulunmaları ve Allah’ın izin vermediği, dinde bid’atlar ortaya çıkarmaları hususunda onlara benzemeye çalışma mahiyetinde olduğu için yapılmaktadır. Ve hakeza bunların hepsinin İslam dinini aşağılama ve eksiklikle suçlamayı gerektirdiği için ve ne kadar büyük bozgunluğa ve çirkin münkere sebep olduğu ve Allah’ın “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim” sözüyle çatıştığı ve Rasûlullah Sallallahu Aleyhi Ve Sellem’in bid’atlardan sakındıran ve nefret ettiren hadisleriyle çeliştiği için (ashab ve Salih Selef bid’atlardan sakındırmış ve ona karşı insanları korkutmuştur.) Ve umarım ki hakkı arayan için onun bu bid’atı eleştirirken dile getirdiğimiz deliller yeterli ve ikna edici olmuştur.

Demek istediğim şudur: Miraç Kandilinin (İsra ve Miraç gecesinin) kutlanılması, ondan sakındırılması, onun İslam dininde kesinlikle hiç bir yeri olmaması. Ve Allah’ın Müslümanlara yönelik nasihati, dinde teşri ettiği şeylerin ve ilmi gizlemeyi haramlılığını beyan etmelerini zorunlu kıldığı için bir çok topraklarda yayılan bu bid’atı Müslüman kardeşlerimin dikkatine sunmak istedim, ki bazı insanlar bunu dinden saymaya başladılar. Allah’a tüm Müslümanların durumunu ıslah eylemesini, onlara dinde fıkıh (derin anlayış) nasip etmesini, bizi ve
onları hakka sımsıkı sarılmayı ve üzerinde sebat etmeyi, ona ters düşen her şeyi terketmeyi sorarız, şüphesiz ki Allah bunun sahibidir, buna şüphesiz gücü yetendir.

Davetul Enbiya

Kaynak: “Mecmu’ul Fetava ve Makalatin Mutenevvi’a li’ş-şeyh İbn-i Baz (1/183)



Şiiliğin Müslüman topraklarda yayılmasının tehlikesi

Rafizilik nedir ?

Arap ülkelerinde, Râfizî mezhebinin yayılma faaliyetlerinin önünün açılmış olması
fevkalâde üzücü bir gelişmedir. Bu mezhep hakikaten de ciddi bir şekilde
yayılmıştır. Bu mezhebin yayılmasının arkasında Fars İran liderleri, İslama, Hakka
ve tevhid ehline düşman olan İran âyetullah ve mollaları vardır. Bunlar, Râfizî
mezhebinin yayılması için ellerindeki her türlü zenginliği kullanmaktadırlar. Bu
yayma hareketine, İslam ülkelerini kontrol altına almak için çetin bir mücadele ve
müthiş bir planlama eşlik etmektedir.
Allah; Ehli Beyt’i Râfizîlerden, onların aşırıya giden mezheplerinden ve küfre
dayanan (küfrü gerektiren) aşağıda sıralanmış usûllerinden berî kılmıştır.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabının tekfîr edilmesi.
Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetinin, dürüst ve emin olan
sahabeler yoluyla geldiği için reddedilmesi.
Kur’an’ın tahrîf edilip, münafıklara indirilen nassların sahabeye atfedilmesi.
Ateşe girme konusunda tehdît içeren âyetlerin, başta Ebu Bekir ve Ömer
olmak üzere sahabeye atfedilmesi.
Ve son olarak; sena ve vaad içeren âyetlerin sahabe ve Âl’i Beyt’e
atfedilmesi.
“Allah: ‘İki ilah edinmeyin, O ancak tek bir ilahtır.’ dedi.” [Nahl, 51] gibi
Allah’ın ilahlığına işaret eden tevhîd âyetlerini, kendi imâmlarına indirilmiş
saymaları yine taşkınlıklarının bir göstergesidir. Kur’an nasslarının çoğunu ne
kadar da değiştirip tahrîf etmişlerdir.
Bunların gerçek dînlerini öğrenmek isteyenler bu hususun temel mercîleri sayılan
ve tahrîf hususunda Yahudileri ve Hıristiyanları bile geçen Kuleynî’nin Kâfî’si, El
Kummî Tefsiri ve El Ayyâşî Tefsiri’ni okusunlar.
Cezayir’de, bu aşırı sapık ve yıkıcı mezhebin yayılması, açıkçası kalpleri kederle
dolduran bir durumdur. Cezayirlilerin büyük bir kesiminin Rafz akîdesini
(Râfizîlik) benimsediğini ve bu toplumdan büyük bir sayının Râfizî Kum şehrinde
öğrenim gördüklerini bizzat kulaklarımızla işittik.
Her ne kadar devlet ve alimler tarafından bir direniş mevcut olsa da, bu direniş
maalesef çok zayıf. Peki dînimiz için Kur’an ve Sünnet için Peygamberimizin ashabı
için olması gereken kıskançlık nerede?
Ey Cezayir hükümeti ve halkı! Bu mezhebin yayılması karşısında sessiz kalmanız
vallahi dininiz, hayatınız, siyâsetiniz ve âhirette Allah ile buluşmanız açısından çok
kötü ve tehlikeli sonuçlara neden olacaktır. Çünkü en dehşet verici kötülüklerin ve
bu çok büyük tehlikenin karşısında sessiz kaldınız.
WWW.DAVETUL -ENBIYA.COM

S a y f a | 1

Râfizî dîninin, Cezâyir ve diğer İslam ülkelerinde yayılışı hakkında uyarı.
Bu yıkıcı tehlikeye karşı durulması için Allah’tan, müslümanları şuurlandırmasını
ve akıllarını çalıştırmasını niyaz ederim. Büyük sapıklık ve kötülükler yayan medya
kanallarının kapatılması, bu mezhebin yayılmasının önlenmesinde en önemli
adımlardan olacaktır.
Sırasıyla Râfizîlerin uyguladıkları bazı usûller:
1. Sahabeyi tekfîr edip onlara dil uzatmak Râfizîlerin usûl-u dînlerindendir. Bu ise
ancak sahabe aracılığıyla bilinmesi mümkün olan İslam’ın yıkılması demektir.
Sahabe İslam dinini en mükemmel şekilde yaymışlardır.
2. İmâmet anlayışı; Râfizîlerin usûl-u dînlerinden olup, onların dîni temellerinden
sayılır. Bu, Râfizîlerin aşırıya gittikleri bir konudur. Çünkü dînin temellerini
Rasûlullah beyan etmiştir ve bu temellerin arasında İmâmet yoktur.
3. On iki imâma imân etmek, Râfizîlerde usûl-u dîndendir. Onların imâmlıklarını
tanımayan ise onlara göre kafirdir.
4. Onlar nezdinde, imâmları günah işlemekten hatta yanılmaktan ve unutmaktan
bile masumdurlar. imâmlarını nebî ve rasûllerden daha üstün kabul ederler.
5. Râfızîler, imâmlarının gaybı bildiklerine ve kâinâtın her bir zerresinde tasarruf
sahibi olduklarına itikâd ederler. Bu ise küfrün en büyüklerindendir. Şöyle ki,
imâmları gaybı bilmede ve kâinatta tasarruf etmede Allah’a ortak koşmuşlardır.
6. Yine yalan söyleyerek, Rasûlullah’ın hilâfet için Ali’yi vasî tayin ettiğini ve
Sahabenin, halifeliği Ali’den gasp ettiklerini iddia etmektedirler. Bu iddia bir yalan
olup sapıklıklarının, sahabeye karşı sergiledikleri azgınlığın ve onları tekfir edip
lanet etmelerinin temelini oluşturur.
7. Yine onların iddia ettikleri hurafe ve efsanelerinden olan ve 1200 yılı aşkın bir
süredir serdapta bekledikleri, Ehli Beyt’ten olan Mehdileri vardır. Daha ortada
olmadığı halde onun, on ikinci imâm olduğunu iddia ederler. Zikrettikleri Mehdî ise
aslında daha yaratılmamıştır. Rasûlullah’ın bahsettiği Mehdî haktır, gerçektir ama
Rafizîlerin iddia ettiği aynı Mehdî değildir. Yine efsanelerinden biri de, iddialarına
göre Râfızîlerin imâmlarından biri olan Mûsâ b. Câfer’in kendi döneminde
yaşayanlara şöyle dediğidir: “Eğer siz uzun yaşarsanız onu göreceksiniz”. Bu
vaadin üzerinden 1249 sene geçtiği halde onu hâlâ görmemişlerdir. Bu durum
onların bu sözünün asılsız olduğunun göstergelerindendir. Mûsâ b.Cafer hakkında
uydurdukları bir yalandır.
WWW.DAVETUL -ENBIYA.COM

S a y f a | 2
Râfizî dîninin, Cezâyir ve diğer İslam ülkelerinde yayılışı hakkında uyarı.
8. Ric’at akîdesi; Şiilerin, İmâmiyye tâifesine göre imânın temellerinden sayılır.
Râfizî dinine göre bu akideye itikâd etmeyen kâfirdir. El-Âlûsî der ki: “Ehli Sünnet
mezhebine göre doğru itikâd, ölülerin kıyâmetten önce dünyaya bir daha
dönmeyeceği doğrultusundadır.”
İmâmiyye’nin tamamı ve bazı başka Râfizî fırkaları ise Ric’at akîdesi üzeredirler.
Yine onlar Nebî sallallahu aleyhi ve sellem, El-Vasiy (Ali radiyAllahu anhu), El-
Sibteyn (Hasan ve Hüseyin radiyAllahu anhuma) ve onların düşmanları saydıkları
üç halîfe (Ebu Bekir, Ömer ve Osman), Muâviye, Yezîd, Mervân, İbn Ziyâd ve
benzerleri ile diğer imâmlar ve onları öldürüp zulmedenlerin hepsinin Mehdî’nin
gelişinden sonra Deccâl hadisesinden önce diriltilip işkence edileceği ve kısasa
tabi tutulacağını ve daha sonra onların ölecekleri ve kıyamet günü tekrar
diriltileceklerini söylemişlerdir. Allah bu Rafizîler’in belasını versin.
9. Onların, Sahabenin Kur’an’ı tahrîf ettiği iddiası ise akîdelerinin temellerindendir.
Haşa! Rasûlullâh sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâbı, Allah’ın kitabından bir
kelime dahi tahrîf etmemişlerdir. Allah’ın kitabını tahrîf edenler ancak Rafizîlerdir.
Onların, Kur’anın lafızlarına ve manalarına yaptıkları tahrîfler ne kadar da çoktur.
Tahrîflerinin çoğu ise vaad ve tehdît âyetlerindedir.
Kafirler ve münafıklar hakkında inen âyetleri de sahabeye isnad ediyorlar. Aslında
onlar, yani Râfızîler bu âyetlerin muhtevasına daha müstehaktırlar.
10. En önemli usûllerinden biri de takiyyedir. Onlara göre takiyye, dînin onda
dokuzu dur. Takiyyesi olmayanın ve takiyye yapmayanın dîni yoktur. Ebu Cafer’e,
onun şöyle dediğini nisbet ederler: “Allah bize ve size dîninde takiyye den başka
bir şeyden razı olmamıştır”. Yine Ebu Cafer’e: “Takiyye benim ve atalarımın
dînindendir, takiyyesi olmayanın imânı da yoktur” dediğini nisbet ederler. Bkz.
El Kafi El Kuleyni 2.C 217-218.
11. Kabirlerin üzerine türbe inşa edilmesi, -özellikle imâmlarının kabirlerikabirlerin
tavaf edilmesi, kabirdekilerden yardım istenmesi, bunlar için büyük
miktarda paraların sarf edilmesi, onlara adaklar adanması ve eşiklerine
kurbanların kesilmesi onların dînlerindendir. Bu ameller ise şirkin en
büyüklerindendir.
12. Dînlerinin önemli parçalarından birisi de; Önceleri Rasûlullâh’ın ihtiyaç ve
zarûret halinde ruhsat verip daha sonra Allah´ın emriyle ümmetini bundan
nehyettiği muta nikahıdır. Muta nikahının haramlığını rivâyet edenlerden biri de
Ali (radiyAllahu anhu) dur. Şia ise, muta nikahını müstehap sayıp onun faziletlerine
dair şeriatlarında akıl almaz rivâyetler nakletmişlerdir. Şu rivayetler gibi:
WWW.DAVETUL -ENBIYA.COM

S a y f a | 3

Râfizî dîninin, Cezâyir ve diğer İslam ülkelerinde yayılışı hakkında uyarı.
“Kim mümine bir kadınla muta yaparsa yetmiş defa Kabe’yi ziyaret etmiş gibi
olur.” Ve yine Saduk, Sadık(aleyhisselam)’ın şöyle dediğini rivâyet etmiştir:
“Şüphesiz ki muta benim ve atalarımın dinindendir. Kim onunla amel ederse
bizim dînimizle amel etmiş ve kim de onu inkar ederse dînimizi inkar etmiş
ve dînimizden başka bir dîne inanmıştır.”
Bu şekli ile Muta nikahı, onlar nazarında onu terk edenin kafir olacağının en önemli
asıllarındandır. Yine rivayetlerinden biri de şudur: “Kim ki bir defa muta yaparsa
onun derecesi Hüseyin’in derecesi gibidir. Kim iki defa muta yaparsa onun
derecesi Hasan’ın derecesi gibidir. Kim üç defa muta yaparsa Ali’nin derecesi
gibidir. Kim de dört defa muta yaparsa onun derecesi benim derecem
gibidir.”
“Aleyhisselam” kelimesi, onların (Râfızîler) tabirlerindendir. Dinimize göre doğru
olan ise; eğer onlardan biri sahabeden ise “radiyallahu anhu” denilmesi, tabiinden
ve sonra gelenlerden ise “rahimehullah” denilmesidir.
Bu, Râfızîlerin dîninden bir kesittir. Şu da var ki onların sapıklıkları ve küfürleri
ciltleri doldurur cinstendir.
Yazan: Rabî b. Hâdî b. Umeyr El-Medhalî
Tarih: 21 Cemadi El Ahire 1432
1. Ric’at akîdesi : İmâmiyye’nin birçok ölünün kıyamet gününden önce dünyaya
tekrar dönmesi gerektiğine dair inancı.

TAHZÎRUN MİN İNTİŞARİ DÎN’İR-RAVÂVİZ FÎ’L-CEZÂIR VE GAYRİHÂ MİN
BULDÂNİ’L-MUSLİMÎN.
RÂFIZÎ DİNİNİN CEZAYİR VE DIĞER İSLAM ÜLKELERİNDE YAYILIŞI HAKKINDA
UYARI
http://www.rabee.net/ar/brochures.php?id=3
WWW.DAVETUL -ENBIYA.COM