“Mü’min mü’minin aynasıdır”

3) Ebû Hureyre dedi ki, Rasûlullah ﷺ şöyle buyurdu:
“Mü’min mü’minin aynasıdır.” [Ebû Dâvûd 4918, senedi hasendir]

Ayna: senin onun önünde durduğunda sana şeklini gösterir, ister güzel sûret olsun, isterse düzeltilmeye ve değiştirilmeye ihtiyaç duyan sûret olsun.

İnsan dışarıya çıkmak istediğinde, aynanın önünde durur, belki onda güzelleştirilecek veya giderilecek bir şeye ihtiyaç duyulur. Kendini düzeltir, elbiselerini düzeltir.
İnsanın diğer insanlara temiz ve güzel bir manzara ile gözükmesi güzel bir şeydir.

Ancak, manevi bir ayna vardır ki, sana ayıplarını gösterir, o da senin müslüman kardeşindir.
Böylelikle mü’min, kardeşinin aynasıdır.
Kardeşin senin hangi hatan, noksanın ve tamamlanması gerekenlerin olduğunu bilir.
Böylelikle (onları) sana gösterir ve seni doğruya yönlendirir, öyleyse ondan kabul et.

Bunda kardeşinden, iç ve dış görünüşünde ki güzelleştirmeye dair bildirdiğini kabul etme için teşvik vardır.
Hem o, senin kendinde göremediğin şeyleri görür.
Olur ki, insan kendini tam, kendinde hata olmadığını ve kendinde birşey olmadığını zanneder, oysa ki, nasihat veren kardeşi onda hata ve noksan görür, böylelikle onları ona bildirir.
Bu yüzden kendini, kendine ve kendi görüşüne sınırlama, kardeşine danış ve nasihat verdiğinde onu dinle.

Ve bunda iki mesele vardır:

1. Mesele:
İnsan kardeşinin, onda ayıplar gördüğünde, (verdiği) nasihatini kabul eder ve onu değiştirir.

2. Mesele:
Müslümana kardeşine nasihat etmesi vâciptir, onda noksanlar ve ayıplar gördüğünde susmaz.
Veya tam tersi, belki doğru olmayan bir şekilde onu över ve onu kendinde gizler, bu hilekarlıktır. “Mü’min kardeşinin aynasıdır”, onda onun şeklini ve tamamlanması ve düzeltilmesi için ihtiyaç duyulan şeyleri görür.

{Şeyh Salih El-Fevzân, Teshîlu’l-İlmâm bi fıkhi’l-Ehâdîsi min Bulûği’l-Merâm 6/304, Hadis no. 1535, Bulûğu’l-Merâm şerhi}

“Zulüm kıyamet günü karanlık (olacaktır).”

2) اَلظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ
İbn-i Ömer şöyle dedi:
Rasûlullah ﷺ mealen şöyle buyurdu:
“Zulüm kıyamet günü karanlık (olacaktır).”
[Buhâri 2447, Müslim 2579]

Hadisten çıkarılan faydalar:
1- Bu hadis zulmün haramlığına işaret eden delillerdendir. Ve bütün zulümleri kapsar. Onların en büyüğü ise Allah’a (Te’âlâ) şirk (ortak) koşmaktır. Allah (Te’âlâ) mealen şöyle buyuruyor:
«Çünkü Allah’a ortak koşmak (şirk), elbette büyük bir zulümdür.»
{Lokman Suresi 13 meali}

Allah (Te’âlâ) hadis-i kudsîde mealen şöyle buyuruyor:
“Ey kullarım, ben kendime zulmü haram kıldım ve onu sizin aranızda da haram kıldım.”

Zulmün haramlığı ve onun çirkin bir şey olması ile ilgili âyetler, hadisler ve eserler çoktur.

2- ibn Raceb der ki: Zulüm iki çeşittir:

Birincisi: Kendi nefsine zulüm:
Bunun en büyüğü şirktir. Zîra müşrik kişi yaratılanı yaratanın mertebesine kor ve böylelikle bir şeyi layık olmadığı yere koymuş olur.
Sonra bunu büyük ve küçük olmak üzere cinsine göre değişen günahlar izler.

İkincisi: Kulun diğerlerine zulmü:
Bu ister nefis (can) olsun, ister mal olsun, isterse ırz olsun.
Rasûlullah ﷺ veda haccındaki hutbesinde şöyle demiştir: Andolsun ki, kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız size haramdır, bu ayınızdaki, bu gününüzün, bu beldenizdeki hürmeti gibi. [Buhâri 67, Müslim 1679, meali]

Ve Sahîh-i Buhâri’de (6534) mealen şöyle gelmiştir, Ebû Hureyre’den, Peygamber ﷺ şöyle demiştir:
“Kimde kardeşinin bir zulmü varsa, iyilikleri (hasenatları) alınmadan helalleşsin, onda (alınacak) iyiliği yoksa, kardeşinin günahlarından alınır ve ona yüklenir.”

{Tevdîhu’l-Ehkâm, Bulûğu’l-Merâm şerhi, Abdullah El-Bessâm, Hadis no. 1292}

Bayram Namazını Cemaat İle Kılamayan Ne Yapar?

Bayram Namazını Cemaat İle Kılamayan Ne Yapar?

Bu durumda bayram namazı evde kılınır mı?

Bu meselede ilim ehli ihtilaf etmiştir. Bazı ilim ehli, imam ve cemaat ile namazı kılamayan, kaza etmez ve evde kılmaz görüşündedir. Ebu Hanife, Zahiri mezhebinde Davud, Şeyhulislam İbn Teymiyye ve allâme Useymin bu görüştedirler. Kaçıran kişinin hükmü cuma namazının hükmü gibidir.

İkinci görüş ise imamın arkasında kılamamış ise, aynı sıfata göre kendisinin kılmasıdır. Mesela bayram namazını kaçıran kişinin hükmü gibi. Bu ilim ehlinden cumhurun mezhebidir. Malikî, Şafî, Hanbelî ve İmam Buhari’nin Sahih’inde tercihidir. İbn Munzir ve İmam İbn Bâz yönetiminde, allâme Afîfî ve allâme Gudeyyân üyeliğindeki Lecne ed-Dâime’nin fetvası da bu doğrultudadır. Bu görüş racihtir.

İmam Ahmed’e soruldu ve dedi ki: “Bayram namazını kaçıranın ehlini ve çocuklarını toplayıp kılmasında sorun yoktur.”

Namazı kaçıranın imamın kıldığı gibi eda etmesi müstehaptır. Lecne ed-Daime’nin fetvasında olduğu gibi hutbesiz kılar. İmam Malik, Şafî, Ahmed, Nehai ve diğerleri böyle der.

Allahu alem.

Kaynak: Prof. Dr. Şeyh Abdullah el-Buhari
http://T.me/sh_bokhary/2781

İNSANLARA NASİHAT EDİP, EZİYETLERE KATLANMAK

1) İbn-i Ömer dedi ki, Peygamber ﷺ mealen şöyle buyurdu:
“İnsanların arasına karışıp onların eziyetlerine katlanan mümin, insanların arasına karışmayıp eziyetlerine katlanmayandan daha hayırlıdır.”¹

Bu Hadis şu hususların beyanına delalet eder:

1. (İyiliği) Emretmek & (kötülüğü) yasaklamak ve öğretmek amacıyla insan içine karışmanın meşrûiyyeti, çünkü bunda büyük ecir vardır.

2. Allâh’a davet edene, iyiliği emredip kötülüğü yasaklayana zarar veren eziyete sabretmeye teşvik vardır ki, Allâh katında (onun için) ecir yazılır.

3. Yalnızlığın ve insanların arasına karışmaktan uzak kalmanın tehlikesi, çünkü bunda dinî ve dünyevî maslahatların kaçırılması vardır ve bu ikisinin en önemlisi dinî maslahatlardır.
Onlar;
• İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşma,
• iyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama şiarının yapılması,
• hayırı gözeten ve ona yönlendiren refakatçilerin kazanılması.

{Allâme Şeyh Zeyd El-Medhali, ‘Avnu’l-Ehadi’s-Samed, Edebu’l-Mufrad Şerhi, s. 439}

¹{Müsned İmam Ahmed, Tirmizî (2507), ibn-i Mâce (4032), Şeyh el Elbâni silsile-i sahîhe’sinde sahihlemiştir (939), Hadisin lafızları değişiktir}

BULAŞICI HASTALIK (COVID-19) SEBEBİ İLE CENAZE HÜKÜMLERİNDEKİ KISITLAMALAR

BULAŞICI HASTALIK (COVID-19) SEBEBİ İLE CENAZE HÜKÜMLERİNDEKİ KISITLAMALAR
BİR
Bulaşıcı hastalıktan dolayı vefat etmiş kişinin guslü yapılamıyorsa, ölüye teyemmüm yapılır.
Teyemmüm nasıl yapılır?
İki elin içi toprağa sürülür. İki el ile ölünün yüzüne sürülür, sonra ellerinin üstüne sürülür. Sonra normalde yapıldığı gibi büyük kefenlere sarılır, cenaze namazı kılınır ve defnedilir.
(Mecmu’ Fatâvâ ve Makâlât Mutenevvi’a 13/123 Allâme Abdulaziz bin Bâz,
Fatâvâ fiy Ahkâm el-Cenâiz, Allâme Useymin s. 213-214)
İKİ
Hastalık sebebi ile kısıtlamalardan dolayı gusül veya teyemmüm yapılamıyor ise, 3 büyük kefene sarılır, cenaze namazı kılınır ve defnedilir. Bu Rasulullah ﷺ in cenazeyi bekletmeme ve acele etme emrinden dolayıdır: “Cenazede acele edin.” (Buhari, 1315)
Bulaşıcı hastalıktan dolayı meyyite (eldiven ile olsa dahi) dokunmaya izin verilmemesi, müslüman kişiye karşı yapılabildiği kadar görevlerin yerine getirilmesine engel değildir. Bu Allah’ın şu sözünden dolayı:
“Allah’a gücünüz yettiği kadar takvalı olun (emirlerine uyun, yasaklarından kaçının)…” (Teğâbûn Suresi 16). Ve Rasulullah ﷺ in şu sözünden dolayı: “Size bir emir verdiğimde, gücünüz yettiği kadar yerine getirin…” (Buhari, Muslim)
Yani Müslümanlar yapabildiği kadar dini vecibelerini yerine getirmeleri gerekir.
Müslümanların defin işlemlerini haftalarca ertelemek, yetkililerin kısıtlamaları kaldırmalarını beklemek doğru değildir. Bulaşıcı hastalıktan öldüğü düşünülen kişi için defin işlemlerini değiştirerek geciktirmek uygun değildir. Ve Rasulullah ﷺ in emrine riayet ederek defin işlemleri hızlandırılır ve geciktirilmez.
(Mecmu’ Fatâvâ ve Makâlât Mutenavvi’a 13/181-182 Allâme Abdulaziz bin Bâz,
Fatâvâ fiy Ahkâm el-Cenâiz, Allâme Useymin s. 77)
ÜÇ
Eğer meyyitin cesedi yetkililer tarafından plastik poşete (veya ceset torbasına) konulmuş ise ve resmi kısıtlamalar torbanın açılmasına müsade etmiyorsa, bundan dolayı ne gusül ne de teyemmüm mümkün olur. Bu durumda, ceset torbası ile 3 büyük kefene sarılır, sonra cenaze namazı kılınır ve defnedilir.
(Mecmu’ Fatâvâ ve Makâlât Mutenavvi’a 13/128-129 Allâme Abdulaziz bin Baz)
DÖRT
Bulaşıcı hastalıktan dolayı kısıtlamalar  kapsamında cenaze namazı için toplanmaya izin verilmiyor ise, yakın akrabalar dahi cenaze namazında bulunamıyorsa, küçük bir grubun cenaze namazını kılıp, defnetmesi caizdir. Cenaze namazında bulunamayanlar daha sonra, birkaç hafta içerisinde, küçük gruplar halinde ya da ferdi olarak mezarın yanında cenaze namazını kılarlar.
Bu burumda cenaze namazı kılan, mezarı kendisi ve kıble arasına alır ve normal cenaze namazı kılar. Rasûlullah ﷺ bunu gece ölmüş olup, sahabelerin Rasûlullah’ın haberi olmadan cenaze namazı kılıp, defnettikleri bir kadının mezarında  yapmıştır.
(Mecmu’ Fatâvâ ve Makâlât Mutenavvi’a 13/153 Allâme Abdulaziz bin Bâz)
BEŞ
Küçük gruplar halinde olsa da, cenaze namazında müslümanların imamın arkasında 3 saf yapmaları gerekir. Ebu Umâme hadisinde: “Rasûlullah ﷺ beraberinde sadece 7 kişi ile cenaze namazı kılmıştı. İlk safa 3 kişi yerleştirdi, ikinci safa 2 kişi, üçüncü safa 2 kişi daha yerleştirdi.”
(Tebarâni El-Kebir, no 7785, ve İmâm Muhaddis Elbâni “Ahkâm el-Cenâiz” de sahih olarak belirtmiştir.)
ALTI
Eğer meyyit yetkililer tarafından defnedildi ve cenaze namazı kılınmamış ise (bu özellikle müslüman olmayan ülkelerde olabilir), müslümanların kabrin yerini sormaları ve kabirde cenaze namazını yukarıda açıklandığı gibi kılmaları gerekir.
Eğer müslümanlar nerde defnedildiğini bilmezlerse, gıyabi cenaze namazı kılarlar. Tıpkı Rasulullah ﷺ in Habeşistan kralı Necaşi için yaptığı gibi. Cenaze namazı kılınış şeklinde değişiklik yoktur. Sadece meyyitin vucudu mevcut değildir.
YEDİ
Cenaze namazını, meyyitin gusl edildiği ve kefenlendiği odada kılmak caizdir. Cenaze namazının açık bir alanda, caminin dışında kılınması daha iyidir. Her ne kadar caminin içinde kılınması caiz olsa da.
(Mecmu’ Fatâvâ ve Makâlât Mutenavvi’a 13/157,163 Şeyhulislam Abdulaziz bin Bâz)
SEKİZ
Cenaze namazında saf düzeni değişmez. Ancak bulaşıcı hastalık bunu engelliyor ise, saf tutanlar aralarında ta
lep edilen boşluk mesafesini korumalıdır.
Bu Allah’ın şu sözünden dolayı:
“Allah’a gücünüz yettiği kadar takvalı olun (emirlerine uyun, yasaklarından kaçının)…” (Teğâbûn Suresi 16). Ve Rasulullah ﷺ in şu sözünden dolayı: “Size bir emir verdiğimde, gücünüz yettiği kadar yerine getirin…” (Buhari, Muslim)
DOKUZ 
Bir kabirde, ihtiyaç gereği, birden fazla kişi defnetmek caizdir. Özellikle vefat eden kişiler çok ve defnedilecek yerler az ise. Bu durumlarda Kuran’ı en fazla bilen kabre ilk olarak, kıble tarafına konulur. Diğerleri de yanına defnedilir. Alimler çoklu mezarda meyyitler arasında topraktan bir set/bariyer olması gerektiğini de beyan etmişlerdir.
(Fatâvâ fiy Ahkâm el-Cenâiz, Allâme Useymin s. 213-214)
(Yazan: Abu Khadeejah Addul-Wahid, Tarih: 04-04-2020)

MİRAÇ KANDİLİNİN KUTLANMASI HÜKMÜ

MİRAÇ KANDİLİNİN KUTLANMASI HÜKMÜ
(Şeyhü’l Allame AbdulAziz b. Baz رحمه الله)
Allah’a Hamdı Sena; Rasûlüne, Āline ve Ashabına Salatu Selam olsun. Bundan sonra: İsra ve Miraç’ın; Rasûlü Muhammed ﷺ in doğruluğuna ve onun Allah huzurundaki yüksek derecesine işaret eden Allah’ın yüce ayetlerinden olduğu konusunda herhangi bir şüphe yoktur. Ve aynı zamanda Allah’ın mükemmel kudretine ve yarattıklarının üzerindeki yüceliğinin işaretlerindendir. Nitekim Allah Subhanehu Ve Teala şöyle buyurmuştur:  “Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz o, hakkıyla İşitendir, hakkıyla Görendir.” İsrâ Sûresi, 1.
Ve Rasûlüllah ﷺin göğe yükseltilmesi ve kendisine göklerin kapıları açıldığı, böylece Rabbı onunla istediği şeyleri konuştuğu, ona beş vakit namazı farz kıldığı, Allah’ın (namazı) önce elli vakit olarak farz kıldığı ve beş vakite indirene kadar Nebi ﷺ in devamlı Allah’a dönmesi ve hafifletilmesini istediği (bizlere) mütevatir derecesinde ulaşmıştır. Böylece farz namazları vakit olarak beş ve sevap bakımından ellidir, çünkü her hasenenin (iyiliğinin) karşılığı on misli sevaptır. Bütün nimetlerinden ötürü her türlü Hamd ve minnet Allah’a mahsustur.
İsra ve Mirac’ın hangi gecede gerçekleştiği sahih hadislerde belirtilmemiştir. Yine ne Recep ne de başka ay (sahih hadislerde belirlenmemiştir.)  Hadis ilim adamlarına göre; İsra ve Miraç hakkında varid olan hadislerin hiç biri Nebi ﷺ den rivayet edildiği sabit değildir. Ve İsra ve Mirac’ın hangi gecede gerçekleştiği ve insanların unutturulmasında Allah’ın sonsuz Hikmeti vardır. Sahih hadislerde belirlendiği sabit olmuş olsa bile yine de Müslümanlara (Miraç Kandilini) herhangi bir ibadetle özelleştirmeleri caiz olmazdı. Çünkü Nebi ﷺ ve Ashabı, Radıyallahu Anhum bu geceyi kutlamamışlardır. Ne de bu gecelere özel ibadetler eda etmişlerdir. Mirac’ı kutlamak meşru olsaydı Rasûlullah ﷺ bunu söz veya fiille ümmetine açıklamış olurdu. Bu kutlamadan herhangi bir şey vuku bulmuş olsaydı, kesinlikle bilinir ve tanınırdı ve Ashab Radıyallahu Anhum bize (bu bilgileri) aktarırdı. Zira Ashab Nebileri ﷺ den ümmetin ihtiyacı olduğu her şeyi aktarmışlar. Din konusunda hiç bir şeyi ihmal etmemişlerdir. Bilakis onlar bütün hayırlı işlerde öne geçenlerdir. Eğer bu gecenin kutlanılması meşru bir amel olsaydı ilk olarak Ashab bunu yapardı. Ve Nebi ﷺ insanlara en çok nasihat eden insandır. Ve peygamberler en mükemmel şekilde tebliğ (görevlerini) ve emaneti yerine getirmişlerdir. Eğer bu gecenin yüceltilmesi ve kutlanması Allah’ın dininde yeri olsaydı, kesinlikle Nebi ﷺ bundan habersiz olmazdı, ne de onu gizlerdi. Böyle bir durum da sözkonusu olmadığı için (Nebi ﷺ in o geceyi yüceltip kutlamadığı için) o gecenin yüceltilmesi ve kutlanmasının İslam’da bir yeri olmadığı anlaşılmıştır. Allah bu ümmet için dinini kemale erdirmiş ve nimetini tamamlamış ve dinde Allah’ın izin vermediği şeyleri teşri edenleri kınamıştır. Nitekim Allah Teala apaçık Kitabında, Mâide Sûresi şöyle buyurmuştur:
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim.” Mâide Sûresi, 3.
Ve Şûrâ Sûresinde Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Yoksa, Allah’ın izin vermediği bir dini kendilerine tutulacak yol kılan ortakları mı var? Eğer (cezaların ertelenmesine dair) kesin hükmü olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz, zâlimler için elem dolu bir azap vardır.” Ve bid’atın büyük tehlikesine ümmetin dikkatini çekerek ve bid’atın işlenmesinden ümmetini nefret ettirerek Nebi ﷺ den sahih hadislerde bid’attan sakındırma ve sarih olarak bid’atın dalalet olduğu sabit olmuştur.
Bu rivayetlerin arasında yer alan Sahiheyn’de Aişe Radıyallahu Anha’dan Nebi ﷺ in şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Kim bizim bu işimizde ona ait olmayan bir şeyi ihdas ederse, o şey reddolunmuştur.” Ve Müslim’in rivayetinde: “Kim bizim emretmediğimiz bir amel işlerse o (amel) reddolunmuştur.” Ve Sahihi Müslim’de Cabir Radıyallahu Anhu’dan şöyle rivayet olunmuştur: “Bundan sonra: Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitabı, yolların en hayırlısı Muhammed ﷺ in yoludur. İşlerin en şerlisi muhdes olanlardır. (Muhdes: Dinden olmayan şeyin din adına çıkarılmasıdır) Dine sonradan sokulan her şey bid’attır, her bid’at dalalettir” İmam Nesa’i senedi ceyyid olan şu ziyadede bulunmuştur: “ve her dalalet ateştedir.”
Sünen’de İrbad b. Sariye’den kendisinin şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Rasûlullah ﷺ bize beliğ (çok tesirli) bir öğüt verdi. Bu öğütten dolayı kalpler ürperdi, gözler yaşardı. Bizler: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan birinin öğüdüne benziyor, bize tavsiyede bulun,’ dedik. Bunun üzerine: ‘Size, takvayı ve başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-yi Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır. Ona sımsıkı tutununuz ve azı dişlerinizle sarılınız. Muhdesattan (sonradan ortaya çıkarılmış şeylerden) kaçınınız. Zira her muhdes bid’attır ve her bid’at dalâlettir (sapıklıktır).’” Ve bu manadaki hadisler pek çoktur. Bid’atlardan sakındırma ve korkutma Ashabtan ve ardından gelen Salih Seleften sabit olmuştur. Bu (bid’atlardan sakındırma ve korkutma) ise ancak bid’atların dinde ziyadelere ve Allah’ın izin vermediği bir teşri’ye sebep olduğu için ve Yahudi ve Hristiyanlar olmak üzere Allah’ın düşmanlarının dinde yeniliklerde bulunmaları ve Allah’ın izin vermediği, dinde bid’atlar ortaya çıkarmaları hususunda onlara benzemeye çalışma mahiyetinde olduğu için yapılmaktdır. Ve hakeza bunların hepsinin İslam Dinini aşağılama ve eksiklikle suçlamayı gerektirdiği için ve ne kadar büyük bozgunluğa ve çirkin münkere sebep olduğu ve Allah’ın “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim” sözüyle çatıştığı ve Rasulullah ﷺ in bid’atlardan sakındıran ve nefret ettiren hadisleriyle çeliştiği için (Ashab ve Salih Selef bid’atlardan sakındırmış ve korkutmuştur.) Ve umarım ki hakkı arayan için bu bid’atın kınanmasında dile getirdiğimiz deliller yeterli ve ikna edici olmuştur. Bid’attan kastettiğim şudur: Miraç Kandilinin (İsra ve Miraç gecesinin) kutlanılması, ondan sakındırılması, onun İslam Dininde kesinlikle hiç bir yeri olmamasıdır. Ve Allah Müslümanlara yönelik nushu (bütün samimiyetle nasihatta bulunmayı), dinde teşri ettiği şeylerin ve ilmi gizlemenin haramlılığını beyan etmelerini zorunlu kıldığı için bir çok topraklarda yayılan (ki bazı insanlar bunu dinden saymaya başladılar) bu bid’atı Müslüman kardeşlerimin dikkatine sunmak istedim. Allah’tan tüm Müslümanların durumunu ıslah eylemesini, onlara dinde fıkıh (derin anlayış) nasip etmesini, bizi ve onları hakka sımsıkı sarılmayı ve üzerinde sebat etmeyi, ona ters düşen her şeyi terketmeyi dileriz, şüphesiz ki Allah bunun sahibidir, buna şüphesiz gücü yetendir.
Kaynak: “Mecmu’ül Fetava ve Makalatin Mutenevvi’a lişşeyh İbn-i Baz (1/183)”